Bu Blogda Ara

Cengiz Özakıncı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cengiz Özakıncı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2018 Pazar

13. Kabile ve Türklerin Müslümanlığı (Türkler Nasıl Müslüman Oldu)

'Onüçüncü Kabile' kitabı çok yönlü yazar Arthur Koestler tarafından 1976 yılında yazıldı. Yazıldığı tarihte bir çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bazı ortadoğu tarihçileri kitaptaki bilgilerin dayanaksız olduğunu ileri sürdü. Ancak kitap çok ses getirmesine rağmen Türkiye'de 1993 yılında yayımlanabildi.

'Onüçüncü Kabile' kitabı Hazar (kazar, gezer) Türklerinin politik anlamda museviliği seçmesi, yaşadığı dönemde Roma imparatorluğu ve diğer önemli devletlerle olan ilişkilerinden bahseder. Zayıflamaya başladığı dönemde ve yıkılışıyla birlikte musevi olan Hazarlar'ın, hazar yada Türk kimliği ile değil, musevi, yahudi kimliğiyle doğu avrupa'nın etnoslarından biri olduğunu ileri sürer. Macar, Polonya, Rus Yahudilerinin aslında Arapların akrabası olan yahudilerin değil, Ogurların boylarından olan Hazarlar olduğu sonucu ortaya çıkar.

Ben bunu 'Onüçüncü Kabile' kitabından değil, yıllar önce okuduğum Cengiz Özakıncı'nın 'Dolmakalem Savaşları' adlı kitabında okumuştum. Muhtemelen Cengiz Özakıncı'nın bu düşüncesinin oluşumunda bu kitaptan faydalandığı muhtemeldir.

Ancak bu yazıda bahsetmeye çalıştığım şey Hazarlar yada Hazarların museviliği değildi. Kitabı okurken bazı yerler özellikle dikkatimi çeken noktalardan, Oğuzların İslama ve Allah'a olan bakışıydı.

İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte ilk önce sözlüklerde, sonraları forumlarda ve son olarak da Facebook sayfalarında bilgili ve bilgisizce paylaşılan 'Türkler Nasıl Müslüman oldu' adlı yazılar bana din değiştirmenin bu kadar kolay olamayacağını düşündürdü. 'Onüçüncü Kabile' kitabını okurken de bu konuyla ilgili bir fikir ortaya sürme fırsatı verdi.

'Türkler Nasıl Müslüman oldu' yazıları genel itibariyle 670 yıllarında başlayıp 750'lere kadar devam eden Arap cihatçıların Türkistan'a girdiklerinde Türklere uyguladıkları zulümlerden oluşur. Özellikle Arap Emevilerinin komutanı Kuteybe Bin Muslim'in 40 bin Türk'ü nasıl ağaçlara astıklarından bahsedilir. Tabi bunu okuyan Türkler de 'Vay bize neler yapmışlar diyerek, araplara müslümanlara küfürler etmeye başlarlar'.

Bu konunun gündeme gelmesi iki yazar tarafından başlatılmıştır. Birincisi Erdoğan Aydın'ın 'Nasıl Müslüman Olduk', ikincisi Prof. Dr. İlhan Arsel'in 'Arap Milliyetçiliği ve Türkler' adlı kitaplarıdır. Daha sonraları bunları kaynak alarak yazılar yazan ikinci cumhuriyetçi, AB ve Batı fonlarıyla beslenen üniversitelerde öğretim görevliliği yapan Taner Akçam'dır.

Bu yazılardan çıkarılan temel sonuç, Türkistan'ın Emeviler tarafından işgali; Sulu Kağan'ın direnişi, ölümüyle tekrar teslim oluşu ve 750'li yıllarda Türklerin islamiyeti kılıç zoruyla kabul edişi. Özellikle Sulu Kağan tarafından Türklerin biraraya gelmesi ve Arap ordularının büyük bir kısmının yok edilişi Arapları korkutmuş ve kendi yönetim anlayışlarında değişikliğe giderek, daha yumuşak, daha ılımlı politikalar üretmiş olmaları nedeniyle Türkler müslüman olmuşlardır.

Türklerin müslüman oluşuyla ilgili genel yargı budur. Ama siz bu yazılanları değil, daha mantıklı bir yazı olan Tengricitürkiye adlı blog'da yayımlanana bakınız.

http://tengriciturkiye.blogspot.com/2016/09/kuteybe-bin-muslim-ve-turkler.html

'Onüçüncü Kabile' kitabını okurken rastladığım Oğuzlar hakkında yazılanlar;  

921 yılında Bulgar ülkesine doğru yola çıkan ibn Fadlan yolda karşılaştığı Oğuzlar (Türkler) ile karşılaşılaşır ve bir oğuzla arasında şöyle bir olay yaşanır. 

'Sık sık karşılaştıkları kar fırtınalarından birinde İbn Fadlan bir Türk'le yan yana yolculuk ederken, Türk ona yakınmış: "Başbuğ bizden ne istiyor? Öldürecek bizi bu soğukta! Ne istediğini bilsek, hemen verir kurtulurduk." demiş. İbn Fadlan buna cevap olarak, "Bütün istediği, 'Allah'tan başka Tanrı yoktur' demeniz" diye karşılık verince, Türk gülmüş: "Doğru olduğunu bilsek, söylerdik." demiş.'




Kitabın başka bir yerinde geçen Oğuzların toplumsal yapısına ayak uyduramayan İbn Fadlan. 

'Bunlar deri çadırlarda oturan göçebe insanlar. Bir süre bir yerde kalıp, sonra başka yere gidiyorlar. Yol üstünde bunlara ait çadırların her yanda kurulu olduğunu görüyoruz. Yaşayışları güç, ama kendileri de yollarını yitirmiş eşekler gibi davranıyorlar. Onları tanrıya bağlayan bir dinleri yok. Mantıklarını da kullanmıyorlar. Hiçbir şeye tapmıyorlar. Başlarındakilere "Bey" diyorlar, içlerinden biri Bey'e danışmak istediği zaman ona gidip, 'Bey, falanca işte ne yapayım?" diye soruyor. Ne yapacağına, aralarında yaptıkları toplantıda hep birlikte karar veriyorlar. Ama karar verip uygulamaya geçecekleri zaman, içlerinden en basit, en aşağılık olanları bile ortaya çıkıp, karara karşı gelebiliyor.'






'Türkler Nasıl Müslüman Oldu' yazılanlarında bahsedilen ve çıkan sonuç, bu bilgilerle koaylıkla yanlışlabilir. 

Peki bu kadar islam, müslüman ve arap düşmanlığına varan bu bilgiler sonucunda neden yanlış yorumlarla hala devam ettiriliyor? 

(Yapay) Düşman yaratmak? 

Türkiye'nin ilk ve temel sorunu olan emperyalizmi, kolonyalizmi unutturmaya çalışarak; islam, arap  düşmanlığı ile insanların zihinleri meşgul edilmektedir. Aynı uygulama kendini dindar hisseden kişiler üzerinde de uygulanmaktadır. Bir kısmına müslümanlar bizi asarak, keserek islamı kabul ettirtti dedirdirken, diğer kısma da hem laik hem müslüman olunmaz dedirtmektedirler. 

Halbuki laiklik bir gavur icadı değil, Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey'in din ve devlet işlerinin ayrılması uygulamasıdır. Mustafa Kemal Atatürk'de Tuğrul Bey'in bu uygulamasını nutuk'da belirttmiş ve daha sonra Türk anayasasının değişmez unsurlarından biri yapmıştır. İslamcıların, dincilerin (dindarların değil) çok fazla üzerinde durdukları ve yeri geldiğinde küfür olarak kullandıkları laiklik, aslında tamamen bir Türk icadıdır. 

Aynı şekilde bahsedildiği gibi Türkler asarak keserek müslüman edilmediler. Kuteybe Bin Müslim sonrası Türkler Sulu Kağan önderliğinde ırkçı emevilerle savaşmış, ordularının büyük çoğunluğu da yok olmuştur. Arapların yönetim anlayışındaki değişikler ile yine Türkler akın akın müslüman olmamışlardır. İlk müslüman Türk devletleri de hak din diye islama geçmemişlerdir. Dönemin politik sorunları dolayısıyla, iktidarlıklarını daha kolay devam ettirmek amacıyla müslüman devletlerle politik beraberlikleri için islamı kabul etmişlerdir. Ve yine de kağanların islama girmesiyle müslüman olan Türkler günümüz müslümanları gibi kafalarına bez bağlayıp, kıçlarında şalvar ile dolaşmamışlardır. 

Mutezile (akılcılık) düşüncesi

Emevilerin Türkistan'ı işgali ve yağması döneminin sonlarında, eski yunan ve hint felsefesiyle harmanlanmış olarak ortaya çıkan mutezile düşüncesi; emevilerin yok olup müslümanların Abbasi halifeliğinde birleşmesinden sonra müslüman olmayanlarda büyük bir rahatlık sağlamıştır. Bu rahatlık tek tanrı düşünce ve inancından gelen Aryanlar (farslar, iranlılar ve sogdlar) ve Türklerin halifelik içinde kolayca mevki kazanmalarına sebep olmuştur. Nitekim, Abbasilerin ikinci halifesi El-Mansur, günümüz islam anlayışının temeli olan İmam-ı Azam Ebu Hanife diye bilinen kişi, kendisine göre sapık olduğu için, zindana attırıp işgenceler uyguladıktan sonra zehirleterek öldürmüştür. 

Günümüzde kendini ehli sünnet'ten sayanların mutezile düşüncesine sahip tarihi kişiliklere müslüman değil bunlar, kafir demeleri bundandır. 

Mutezile düşüncesinden etkilenen bir çok kişi ve müslüman; islam medeniyeti, islam rönesansı, islam bilimi diye bilenen dönemin temellerini atmıştır. Abbasi halifelerinden El-Memun mutezile düşüncesini bütün müslümanlar arasında yayabilmek için halifeliğin temel kanunu yapmaya çalışmıştır. Ki kendisi doğaya, tarihe ve bilime olan düşkünlüğü ile bilinir. 

Farabi, ibn-i sina, el biruni, harizmi gibi tarihi kişilikler mutezile düşüncesinden gelmektedirler. 

Böyle bir ortamda Türklerin islamın ortaya çıkışından 2 yüzyıl sonra müslümanlığı seçmeleri gayet normaldir. Ancak yine de Türklerin bir çoğu müslümanlığı çok daha sonraları seçmiştir. Yukarıda alıntıladığım 920'li yıllarda geçen İbn Fadlan, bunun basit bir örneğidir. Yine aynı Hazarlar'ın müslümanlığı yada roma dini hristiyanlık yerine museviliği seçmesi de Türklerin asarak, keserek müslüman oldular teorilerine başka basit bir cevaptır. 

2018 yılında müslüman olmayan, hristiyan, musevi, tengrici, şaman, budist inançlarına sahip Türkler yaşamaktadır. O yüzden Türkler nasıl müslüman oldu sorusu yeterli bir soru değildir. Belki Türklere ne kadar müslüman oldu sorusu daha yerindedir ama o zamanda hangi müslüman, hangi islam soruları karşılık olarak verilir. 

Türkler sünni mi oldular, alevi şii mi oldular? Hangisi gerçek islam?  Yada mutezile düşüncesini de işin içine katıp, hangi gerçek islam diye de sorabiliriz. 

Din

Konumuz din ile ilgili olduğu için dinin aslında ne olduğuna bakalım.

Günümüzde dini inanç olarak tanımlasak bile bu tanım sadece günümüz zamanı için geçerli olabilir. Etimolojik olarak din sözcüğü ise Akad'lara kadar giden bir anlama sahiptir. İlk anlamı, yani soyut düşünmeye başlamadan öncesi, yasa, kural demektir. Akadların ardılları olan Aramilerde, Sabiilerde, İbranilerde bu sözcük yasa, kural anlamının dışına çıkıp soyut bir kavramı tanımlamak için kullanılmıştır. 

Eğer din sözcüğüne bilimsel olarak bakarsak, dinin ne anlama geldiğini değil, neyi anlatmaya çalıştığını anlarız. Bu da dinin insanı, doğayı, dünyayı ve evreni açıklama işlevidir. Temellerini sümer efsanesinden alan ortadoğu dinleri; insanın, bir ilk insan, ademden geldiğini savunur. Aynı şekilde aynı hikayeler doğadaki bütün canlıların Tanrı (yada Allah) tarafından insan için (insan merkezci) yaratıldığını anlatır. 

Halbuki günümüzde bunun böyle olmadığını, ilk insan diye bir şeyin olmadığını; insanında doğadaki bütün canlılar gibi evrimleşerek yüzbinlerce, milyonlarca yılda ortaya çıktığını biliyoruz. En azından önümüzde eleştirilmeyi bekleyen bir bilim dünyası var. Belki de evrimleşmedik, belki de sümer efsanelerine dayanan ortadoğu dinleri doğru söylüyor yada belki de bazılarının hayal kurduğu başka bir gezegenden gelen canlılar tarafından genetiğimiz değiştirilerek yaratıldık. Ancak bunların arasında mantıklı ve akla yatkın olan, şuan için bilimin öngördüğü evrim kuramıdır. 

Tarihte en çok din değiştirenin Türkler olması kafa karışıklığından değil, insanı, dünyayı ve yaşamı açıklama biçiminden dolayıdır. İçinde bulunduğumuz 2018 yılında da Türkler olarak;, insanı, doğayı, evreni aklımızı kullanarak ve mantık süzgecinden geçirerek bilimi temel almalıyız. 

Din, bir vicdan meselesidir

Dinin bir çok etimolojik ve felsefi tanımı olmasına rağmen, bütün açıklamalar yapıldığı tarihe aittir. Günümüzde de dinin en güzel tanımı Atatürk tarafından yapılmıştır. 

'Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz.'

Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın yazdığı 'Dinin Türk Toplumunda ki Yeri' adlı kitaptan alıntı yaparak bitireyim. 



Kaynaklar 

Laiklik Türk İcadıdır https://odatv.com/laiklik-fransiz-degil-turk-icadi-1311141200.html

El-Mansur https://tr.wikipedia.org/wiki/Mans%C3%BBr

Mutezile düşüncesi https://tr.wikipedia.org/wiki/Mutezile

El-Memun https://tr.wikipedia.org/wiki/Mem%C3%BBn

Dinin Türk Toplumunda ki yeri https://www.marxists.org/turkce/kivilcimli/kitaplar/dinin-turk-toplumuna-etkileri.pdf 

Kuteybe Bin Müslim ve Türkler http://tengriciturkiye.blogspot.com/2016/09/kuteybe-bin-muslim-ve-turkler.html

12 Ağustos 2018 Pazar

Aziz Nesin'in 'Türklerin %60'ı Aptaldır' Sözü


Bir ay önce sivas katliamının yıldönümü vardı. Bu tarz önemli günlerde insanlar twitter, fb, ekşi sözlük gibi yerlerde bu önemli günler hakkında genelde atıp tutarlardı. Bu yılda aynısı oldu.

Sivas katliamı yıldönümü, başkanlık seçimi sonrasına geldiği için, Sivas katliamından zor kurtulan Aziz Nesin'in 'Türklerin %60'ı aptaldır' sözünü seçim sonuçlarıyla ilişkilendirip, örnek aldıkları Aziz Nesin gibi Türklere hakaret ettiler. Kendilerini %40'ın içinde varsayıp, Sivas katliamı yıldönümü üzerinden 2 hafta geçtikten sonra dahi insanlara hakaret etmeye devam ettiler.

Sosyal medya'da böyle söylemler olunca, Sivas katliamı yıldönümünün ertesi günü Soner Polat bu söz ve sözü söyleyenler ile ilgili bir yazı yazdı.

'Türkler mi Nesin mi daha zeki'

Aziz Nesin'in 'Türklerin %60'ı aptaldır' sözünü söylemesinin nedeni, Almanya'da ki bir vakıftan alacağı ödülle ilgili olduğunu belirtip, Türklere hakaret etmesine rağmen yine de o ödülü alamadığını yazdı. Kaynak olarak belirttiği Cengiz Özakıncı'nın 'Derin Yahudi' kitabında, yazar Aziz Nesin hakkında Alman ajanı imasında bulunuyordu.

Daha sonra Soner Polat'ın yazdığı Aydınlık gazetesinden Mecit Ünal, 'Aziz Nesin'i yedirmeyiz' diye bir yazı yazarak karşılık verdi. Bir diğer karşılık veren de 'Aziz Nesin aslında ne söyledi' diyerek bir yazı hazırlayan Odatv sitesinden Sinan Avcıoğlu oldu.

Aynı günlerde eski Aydınlıkçı Mehmet Ali Güller de Soner Polat ve Cengiz Özakıncı'ya karşılık bir yazı yazdı.

Bir kaç gün sonra da Aydınlık gazetesi başyazarı Doğu Perinçek Soner Polat'ı destekleyici bir yazı yazarak tartışmayı bitirdi. Bu tartışmalar gazete ve internet haber sitelerinde olduğu gibi, twitter adlı sosyal medya sitesinde de oldu.

Aziz Nesin'i savunmaya kalkanlar Cengiz Özakıncının Aziz Nesin'e Alman ajanı, Almanların adamı söylediğini anlatıyorlardı. Ama bunu yaparken Cengiz Özakıncı'yı küçümseyerek yapıyorlardı, hem de kitaplarını doğru dürüst okumamış olarak.

Cengiz Özakıncı'da bu sözlere karşılık bir yazı hazırladı. Yazıyı da academi.org'a pdf olarak yükledi. (Yazının linki kaynak kısmında)

Aziz Nesin'in bu sözü niye söylediğini yıllar önce 'Nomos ve Aydın' kitabını okurken görmüştüm. Bazılarının iddia ettiği gibi kitapta Cengiz Özakıncı Alman ajanı iddiasında değildi. O'nun yaptığı sadece ima idi, ki Cengiz Özakıncı'da, ben ajan iddiasında bulunmadım, söylediysem yada yazdıysam çıkarın gösterin dediler. Karşılık gelmedi.

Şuan ise tartışma son bulmuş gibi gözüküyor. Taylan Kara'nın Yeni Gelen dergisindeki yazısını saymazsak.

Peki! Aziz Nesin niçin 'Türkler'in %60'ı aptaldır' diye bir söz söyledi.

Cengiz Özakıncı bunu 'Nomos ve Aydın' kitabında bir Alman üniversitesinin vereceği bir ödülle ilişkilendiriyor. Bu ödül görevini Aziz Nesin'e Petra Kappert adında bir Türkolog profesör teklif ediyor. Aziz Nesin'de bu ödülü alıp, Fahri (onursal) Doktora olabilmek için böyle bir söz söylüyor. Tek bu sözü de yoktur.

Aziz Nesin'in 1991 yılındaki söyleşisinden bazı sözleri.

'Alman kültürü yücedir. Türkiye’de yüce diye bir şey yoktur. Almanlar biz Türkleri aşağılamakta haklılar, bizim Türk kültürümüz falan yok!'

'Kırsal bölgeden gelen, Istanbul'u, Ankara ve Izmir’i bile yaşamamış insan için, kendi kendine açılan kapıyı görmek büyük bir şoktur. Sonra kendi kendine yürüyen merdiven. Bunlar büyük etkilerdir. Eli uzatınca kendiliğinden akan sular gördüler. Sıcak su gördüler, havalandırma gördüler. Kendi yaşamlarında 20 yaşına, 30 yaşına, 40 yaşına gelinceye kadar hiç görmedikleri, kullanmadıkları şeyleri gördüler. Bu, etkiler, ezer.'

'Çok eleştirilecek bir söz söylüyorum. Ama ben buna inanıyorum. O zaman ne yapmak gerekir diye düşünmemiz gerekiyor. Üstün kültürü kabul edelim mi ya da kendi aşağı düzeydeki kültürümüzü savunalim mı?'

'Bizim kültürümüz filan yok. Bir kültürümüz var. O da İslamlık kültürü. Çünkü Onun için can vermişiz. O İslamlık kültürü de çağcıl olmamızı engelliyor, bizi çağcıllıktan alıkoyuyor. Kadın hakkı bakımından, insan hakkı bakımından, teknoloji bakımından bizi engelliyor. Buna karşı da gelinmiyor, denemişler olmuyor.'

Buraya önemli olarak gördüğüm sözleri, 1991 yılında yaptığı bir söyleşidendi. 1980 yılında Aziz Nesin'in Türk Kültürü hakkında fikirleri neydi? Bir de ona bakalım.


'Seks salonlarındaki kadınları akşamları kocaları getirir, sabahları da gelip alırlarmış.'


'Hamburg'un ünlü seks merkezi St. Pauli'nin bir diğer adı da 'Özgürlük' caddesi.'


'İstanbul'da bir seks filmi görmek istemiştim. Ama gören olur diye korkudan gidememiştim. Berlin'de beni kim tanır.'

'Normal bir insan bu filmi seyretse cinsellikten iğrenir.'




'Şimdi Almanya'da duvarlarda, tramvaylarda, camlarda, her yerde 'Türken Raus' yazısına rastlanıyor.'



'Konferans verdiğimiz üniversitenin dekanı, 10 kişilik bir masa ayırtmıştı ama sadece 3 kişinin parasını ödedi. Ne zaman bir Alman bana bir yemek ısmarlasa, lokmalar ağzıma dizilir.'


'Almanların bira içmeleri boşuna değil, içecek doğru dürüst bir suları yok da ondan. Alman iş bitmişse bir bardak su vermez.'


'Almanlar savaş sonrasında bir aşağılık duygusu altında ezilirken, Türk işçileri, Almanya'ya geldiler ve Almanlara sadece emeklerini değil, moral de verdiler, ama Almanlar, ezikliklerinin, aşağılık duygularının bütün acısını, ekmek parası için Almanya'ya gelmiş Türk işçilerinden çıkarmaya çalıştılar ve çıkardılar.'


'Türkler kedi yiyor. Son bir yıl içinde 180 kedi kayboldu. Yaşlı Alman kadının iftirası Türk gencinin intiharına neden oluyor.'

Aziz Nesin'in Türk kültürüne övgüsü.


'Tarihte konserveyi bulan, ilk yapan Türklerdir. Türkler konserveryi göçebelik döneminde bulmuşlar. Hayvan kesiyor yemek için ya da avlanıyor. Bir danayı, bir koyunu, bir atı kesince, etini bir oturuşta yiyemez ya... (pastırmayı buluyor)....Pastırma nedir? İlk et konservesi. '

'Turşu ilk sebze konservesidir.'

'Yoğurt da öyle. Göçebe Türk'ü ilk süt konservesi; peynir de öyle...'

Aziz Nesin'in bir 1991 ve sonraki yıllarda söylediği sözler var, bir de 1980'li yıllarda Almanya gezisinde gözleyerek yazdığı sözler var.

Hangisindeki söydeliklerini Türk kültürü olarak alacağız. 1991'de söylediği Türk kültürü yoktur, Türk kültürü aşağı kültürdür; Alman kültürü yüce kültürdür' sözlerini mi; yoksa 1980'li yıllarda söylediklerini mi.

Aziz Nesin'i savunmaya kalkanlara göre, 1991 sonrasını ele alacağız.

Tartışmayı ortaya atan Soner Polat'a göre ise 1980'li yıllarda söylediklerini. Zaten Soner Polat yazısında ne diyordu 'Aziz Nesin'in hazin ve ibretlik hikayesini anlatmak bize kaldı'.

Sonuç; Aziz Nesin Alman ajanımıydı?

Cengiz Özakıncı, Aziz Nesin ile tartışmalarını 'Nomos ve Aydın' adlı kitabında toplamıştı, ve sadece ima etmişti. 'Derin Yahudi' adlı kitabında da alman ajanı olarak karakterler arasında ki bir diyalogda geçer. Yani, 'Derin Yahudi' bir araştırma kitabı falan değil, roman'dır.

Aziz Nesin; 'Türklerin % 60'ı aptaldır' sözünü de unutmayarak, kişisel görüşüm ise, 89'da Berlin duvarını, 91'de sovyetlerin çöküşü ruhsal çöküntüye uğrayanlardan birisidir.Çünkü o dönem sadece Aziz Nesin değil, kendine sol aydın bir çok kişide aynı şeyi yaşammıştır.

68 hareketinin bilinçaltını oluşturan Doğan Avcıoğlu'nun, veliahtı diye bahsedilen Hasan Cemal'i bugün kimse aydın diye sorgulamıyor. Aziz Nesin'in de aynı durumda olması gerekiyordu, ama niçin bu kadar üzerine düşülüyor anlamış değilim.

Bir diğer örnekde Çetin Altan. Altan'da aynı duruma düşmüştür. Yön dergisinde yazan, 1965'de TİP'den milletvekili olan ve sol'un önemli insanları arasında adı geçen Altan'ı, 90'lardan sonra kimse umursamamıştır.

Bugün, hem Çetin Altan'ın hem de Aziz Nesin'in de çocukları da aynı durumdadır. 'Vatanı bir kiraz ağacına ve kadın memesine satarım' diyenle 'Atatürk'e hakaret suç olmamalı' diyenler bu iki adın çocuklarıdır.

Aziz Nesin'i deyince sadece 'Türklerin %60'ı aptaldır' sözü anımsamak yetinmez. Devamına da bir şeyler anımsamamız gerekir.



'Gerçek müslüman Atatürk'ü sevmez'.

Halbuki şuan Türkiye'de Kur'an Kerim tefsirleri arasında en dikkate alınanı Atatürk döneminde yaşamış, ve Atatürk tarafından kurulmuş Diyanet İşleri başkanlığı tarafından Elmalılı Hamdi Yazır'a çevirtilen kitaptır.

Aziz Nesin'e göre, kendi dinini kendi diliyle öğrenen müslüman (müslüman Türk diyemiyor) Atatürk'ü sevmez.

Atatürk'ün imzasının bir ermeni tarafından atılmış olduğu Aziz Nesin tarafından iddia edilmesi.

'Atatürk imzasını başkasına attırır, ondan kopya eder. Bir Ermeni'nin imzasıdır; beş on tane imza örnekleri getirttirir, onlardan bir tanesini beğenir. Ermeni'nin imzasını beğenmesi önemli değil; Ermeni olur, Türk olur... Ama, kötü yaz senin yazın olsun.'



Not: Gazete küpürleri Cengiz Özakıncı'nın hazırladığı pdf'den alıntıdır. Kaynaklarda gösteriliyor.

Kaynak

https://odatv.com/aziz-nesin-aslinda-ne-soyledi-06071815.html

https://www.academia.edu/37028591/Aziz_Nesin_Petra_Kappert_ve_Buruk_Bir_Onursal_Doktora_Belgeseli.pdf

https://www.aydinlik.com.tr/turkler-mi-nesin-mi-daha-zeki-soner-polat-kose-yazilari-temmuz-2018

http://www.yenisoz.com.tr/ataturk-imzasi-bir-ermeni-ye-mi-ait-2-makale-9183